Başıma kötü bir şeyler gelse de, kendimi daha da sıradan hissetsem diye bekliyorum.. Uzun zamandır..
16 Eylül 2013 Pazartesi
Ben mi, rüya mı?
Hayatım bir rüyadan ibaret gibi şu aralar.. öyle ki, uyandığımda az önce konuştuğum kimse olmuyor yanımda.. ne kalp çarpıntılarım ne de korkularım gerçek.. dünya gerçek de ben mi değilim yoksa?
10 Eylül 2013 Salı
Bizim çimler gibi değil buradakiler
Okuldayken, baş başa çimenlerde uzanıp dünyadan bahsedebileceğim insanlar vardı etrafımda. Çimenler değil çimler benim için onlar. Öyle boylu boyunca utanmadan çekinmeden uzandığım çimler. Üzerinde tek başıma rahatça uyuduğum, kitap okuduğum, sabahlara kadar sohbet ettiğim çimler. Kahkahalarımın birinden diğerine çarpıp durduğu ağaçlar. Beni ayıp lafından koruyan yeşil örtü.
Bazen yakıcı güneşten kaçıp nemli serinliğinde ferahladığım, bazen sırtımı onlara verip ağaçların yaprakları arasından güneşle göz göze gelme çabalarım, bazen yıldızlı bi gecede üzerlerinde şarkı söylediğim..
Ahh çimler, ahh..
Üzerimden çıkarmadığım kot pantolonumla lönk diye kurulabiliyordum üzerinize. O zamanlar beyaz pantolonları kirlenmesin, ten rengi külotlu çorapları kaçmasın diye çimlere öylece oturamayan kızlar vardı. Narin popolarının altına koymak için her daim birer kitap taşımak zorunda kalırlardı yanlarında. Onları anlayamazdım o zamanlar. Sadece çimlere de değil yere taşa merdivene bulduğum her yere oturabiliyormuşum. Hiç bir zaman da kirlenmiyordum.
Şimdilerde ben de o kızlar gibi olmaya başladım. Hala beyaz pantolon giymiyorum ama merdivenlere, altıma poşet koyarak sandalyeme ise minderini silkeleyerek oturmaya başladığımı fark ettim.
Ve yine şimdilerde etrafımda bir daha kendimi asla o kadar güvende hissederek uzanabileceğim çimler olmadığını görüyorum. Bugünlerde bana en yakın yeşillik, otoyollar arasındaki refüjler. Oralarda gün boyunca postu serip kafaya takkeyi kapatıp uyuyan bey amcalar da pantolonlarını kaşıyıp, takke altından kadınların arkalarını dikizlemekle o kadar meşguller ki, araya bi dakikalığına girip ilgilerini çekmeyi başaramıyorum bi türlü.. araya girmeyi başardığım bir günde, benim, uzadıkça zevkten zevke salındığım dünya sohbetlerim ona aynı tadı vermiyor. Kısa kes diyor, aydın diyor, hava diyor, hayda rinna rinna rinna rinanay diyor ve ben kaçar deyip çekip gidiyor.
Çimlerde yan yana oturduğum arkadaşım anlaycağın dışarıda sanki herkes sıla dinliyor mahsun kırmızıgül izliyor. Ben beğenmiyorum diyorum. Neden? Mükemmel bence'ler, kafamı yumrukluyor. Açıklamaya başlıyorum, çok uzatmışım, sıkılıyorlar. Ben de bunları seviyorum diyorum, bakın. Ondan da sıkılıyorlar. Sinek yarım saatte uçuyormuş, onlar hep ışık hızıyla uçan sineklerle tanışmış demek ki.. Hala alışmaya çalışıyorum. Hep neşeli şeylerden bahsedip, kısa konuşuyoruz. Arada sıla dinleyip mahsun izliyoruz. Yaşlıların olduğu filmleri izlemiyoruz falan ..
Bazen yakıcı güneşten kaçıp nemli serinliğinde ferahladığım, bazen sırtımı onlara verip ağaçların yaprakları arasından güneşle göz göze gelme çabalarım, bazen yıldızlı bi gecede üzerlerinde şarkı söylediğim..
Ahh çimler, ahh..
Üzerimden çıkarmadığım kot pantolonumla lönk diye kurulabiliyordum üzerinize. O zamanlar beyaz pantolonları kirlenmesin, ten rengi külotlu çorapları kaçmasın diye çimlere öylece oturamayan kızlar vardı. Narin popolarının altına koymak için her daim birer kitap taşımak zorunda kalırlardı yanlarında. Onları anlayamazdım o zamanlar. Sadece çimlere de değil yere taşa merdivene bulduğum her yere oturabiliyormuşum. Hiç bir zaman da kirlenmiyordum.
Şimdilerde ben de o kızlar gibi olmaya başladım. Hala beyaz pantolon giymiyorum ama merdivenlere, altıma poşet koyarak sandalyeme ise minderini silkeleyerek oturmaya başladığımı fark ettim.
Ve yine şimdilerde etrafımda bir daha kendimi asla o kadar güvende hissederek uzanabileceğim çimler olmadığını görüyorum. Bugünlerde bana en yakın yeşillik, otoyollar arasındaki refüjler. Oralarda gün boyunca postu serip kafaya takkeyi kapatıp uyuyan bey amcalar da pantolonlarını kaşıyıp, takke altından kadınların arkalarını dikizlemekle o kadar meşguller ki, araya bi dakikalığına girip ilgilerini çekmeyi başaramıyorum bi türlü.. araya girmeyi başardığım bir günde, benim, uzadıkça zevkten zevke salındığım dünya sohbetlerim ona aynı tadı vermiyor. Kısa kes diyor, aydın diyor, hava diyor, hayda rinna rinna rinna rinanay diyor ve ben kaçar deyip çekip gidiyor.
Çimlerde yan yana oturduğum arkadaşım anlaycağın dışarıda sanki herkes sıla dinliyor mahsun kırmızıgül izliyor. Ben beğenmiyorum diyorum. Neden? Mükemmel bence'ler, kafamı yumrukluyor. Açıklamaya başlıyorum, çok uzatmışım, sıkılıyorlar. Ben de bunları seviyorum diyorum, bakın. Ondan da sıkılıyorlar. Sinek yarım saatte uçuyormuş, onlar hep ışık hızıyla uçan sineklerle tanışmış demek ki.. Hala alışmaya çalışıyorum. Hep neşeli şeylerden bahsedip, kısa konuşuyoruz. Arada sıla dinleyip mahsun izliyoruz. Yaşlıların olduğu filmleri izlemiyoruz falan ..
9 Eylül 2013 Pazartesi
Bağlılık / spontane yazı 1
Ben cuma günü buraya geldiğimde sen daha ana rahminde bir tohum iken kucağıma düşüverdin ve bana sıkıca sarılarak benden yardım istedin. Bağırarak yanıma her koştuğunda sana sarılarak seni teselli edeceğime o gün söz vermiştim çünkü ve bu yüzden sana karşı hep bir sorumluluk hissettim, sen de bana karşı bu sebebin yarattığı bir sinerji ile hep daha fazla bir bağlılık, daha fazla bir minnet duygusu geliştirdin, biliyorum\ düşüneceksin... peki bu kötü bir şey mi dersen? tabi, hayır diyeceğim. Bu, iki insanin daha doğrusu düşünen\ duyguları olan iki insanin birbirine bağlılık duygusu geliştirmesi gibi dünyadaki en doğal olan olaylardan biri olan bağlılık duygusunun iki kişi arasında gelişmesinden başka bir şey değildir ki bu da ender rastlanabilecek bi samimiyet barındıran, çok naif bir insani duygudur kanımca ve bunu geliştirmek ayrıca da korumak tamamen bizim o duygunun samimiyetini ne kadar sürdürebileceğimize bağlı olarak değişecek bir durumdur. Sana söylemek isterim ki, bu tür bir durumun içinde olmamız ise, "ne tarz bir muammanın içine düşeceğim?" diye yakınmama sebep olmak yerine bundan aldığım büyük hazzın tadını çıkarmamı sağlayacaktır. Yaşadığımız bu durumu daha sonra senin de tanıştığın kişilere uygulayacağın bir reçete olarak devam ettirmeni hem tavsiye hem de rica ederim.*
*Yazdıklarımı bilinçli olarak birine ithaf etmedim. Bilinçaltında kimi düşündüğüm bilinmez. Yazdığım her kelimeyi eş anlamlısı ile değiştirmeden, sadece cümleleri anlamlı hala getirmek için konumlarını düzenleyip bir kaç kişiliksiz kelime ekleyerek son halini oluşturdum. Uzun ve manasız konuşmalar yapan içimdeki dedenin ellerinden öperim, alnıma koymam. Çünkü saygı, hiçbir zaman başını öne eğmek ile alakalı olmadı. Şu anda dede elimi öpmek istiyor, vermiyorum..
27 Ağustos 2013 Salı
O öyle olmuyo..
Bazı şeyler hiç hayal ettiğim gibi olmuyor. Hayal etmediğim gibi de olmuyor. Bazen hiç bir şey olmuyor, hem de hiç..
22 Ağustos 2013 Perşembe
Hayalimin dansı
Hep, koskocaman bir salonda, yüksek ses müzikle tek başıma dans ettiğimi hayal ederim. Yapmayı çok istediğim şeylerden birisi ömrüm boyunca. Öyle bi dans edeyim ki, içimden geldiği gibi, hiç kimse izlemiyormuş gibi ya da tüm dünya izliyormuş gibi. Saçmalayayım. Yerlerde sürüneyim. Ne bilim duvara sarılayım. Jennifer lopez gibi bastonum olsun havada çevireyim falan. Şimdi aklıma gelmeyen başka saçmalıklar.. Işıklar da olsun üzerime vuran, yanıp sönen, gözümü alan. Çok sahneye çıktığım söylenemez ama o spot ışıklardan karşımdaki hiç kimseyi göremediğim bir sahne deneyimim olmuştu ve o anda çok güzel bir şey oluyormuş gibi gelmişti. Karşımda tanımadığım bir sürü insan normalde çok heyecanlanmama sebep olacakken, karşıya gözümü diktiğimde o sonsuz ışık huzmesinin içinde tek başıma kaybolduğum fikrine kapılmıştım. Ben çığlık atıyordum ama kimse duymuyor gibiydi sanki. İstediğim kadar yüksek sesle bağırdım, bağıra çağıra söyledim. Sesim kısıldı hatta. Öylesi bir an bir daha olsa yorulana kadar, sabaha akşama kadar.. İçimden geldiği gibi düşünmeden, yargılanacağını.. Vücudumun ritme verdiği tepkiyi izlemek sadece..
Bana bunları bi parça olsun hatırlatan bi şarkı buldum. Hayalimde fütursuzca dans etmelerime o kadar çok benzettim ki ablayı. Yani tam olarak diyemem aynı böylesi olur, olsa benzer herhalde. Takla kısmında biraz şüphelerim yok değil..
11 Ağustos 2013 Pazar
30 Temmuz 2013 Salı
Ayna, Ben
Aynaya bakıyorum bu ben miyim diye.. saçımdaki beyaz tellere bakıyorum sonra. Tek tek ayırt ediliyorlar diğerlerinden, kalın simsiyah telli saçlarımdan. Azlar ama ayaktalar, isyandalar adeta. Sinmiyorlar aralara. Korkmuyorlar, öndeler, benden daha önde. Siyah teller bensem, beyazlar düşüncelerim..
Hepsini bu sözler hatırlatıyor..
Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikçe susması, düşündükçe susması.
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası...
Ö. ASAF
Hepsini bu sözler hatırlatıyor..
Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikçe susması, düşündükçe susması.
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası...
Ö. ASAF
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)