1 Ekim 2011 Cumartesi

Susarım, göğe

Kabahatini gizlemek istiyorsan,
kaldır başını göğe,
önce çenen görsün masumiyeti..

Oyun mu gerçek?

Ben gerçektim ve onlar oynuyorlardı yanlızca
ustaca hem de..
bu durumda,
ne utanabilir ne de çekinebilirdik birbirimizden..
utanması gereken biri varsa o da bendim.
onları zorla oyunuma dahil ettiğim için..


Tembeli ne halde, bilsen!

Huzursuzduk tıpkı onlar gibi..
Aynı zamanda bilgisiz ve korkakdık.
sinirlenip taşkınlık yaptığımızda,
etraftakilerin de huzuru bozulmuştu.
Öğrenmek istiyorduk fakat çabalamıyorduk.
Gerekiyor diyorduk,
fakat zorlamıyorduk,
biliyorduk!


Hissettim mi?

Dokunduğum herşeyi hissettiğimi sanıyordum o güne kadar. Yanılmışım. Her şey dokunularak, sadece dokunularak hissedilmiyordu ve dokunduğum herşey de aynı zamanda hissetttiklerim değillerdi. Söylenmeyen ama tarif edilen bir söz, göz bebeklerime çarpmayan ama tasarlayabildiğim bir görüntü kimi zaman daha fazla hissedilir oluyordu. Hissetmenin de derecesi oluyor mu, dedim bir an, tereddütle! Evet oluyormuş. Hadi hatırlasana! Fazla zorlamana gerek yok kendini. Güzel bulduğun bi insanın söylediği kötü bir laf, çok tanımadğın insanların içinde yaşadığın utanç verici bir an daha çok acıtmadı mı canını? O anı tek bir duyunla yaşamış olsan da her duyunla hatırlamıyor musun sanki? Yaşadığın bir acıyı düşün. Karnındaki ağrı, etraftaki ağır koku, gözlerinin önünden geçen film şeritleri, haykırışı andıran siren sesleri, diline yapışmış ve bir süre kurtulamadığın ekşimtrak bir tat. Sadece tadını ya da kokusunu değil, anın kendini algılamıştın. Öyle bir duymuştun ki o anı hem de, hafızanın en kuytu köşesine koca harflerle kazımıştın. Öyle fena yer etmişti ki aklında, hatırladıkça hissetin, hatırladıkça tekrar hissettin.. Her seferinde birbiri üstüne eklendiler, hep bir öncekinden daha fazla duyumsadım. Her seferinde hüznümün biraz daha artmasının sebebi bundandır, öğrenmiş oldun! Duyumsamış olduklarım duyumsuyor olduklarımın önüne geçiyor ara sıra, engel olamıyorum.  Geçmişin altında kalıyor şimdiki zaman ve gelecek de. Geçmiş şu anım, şu an ise geleceğim oluyor. Anlayacağın hep geçmişlerim galip geliyor. Şimdiyi bir kez yaşarken, geçmişi istemediğim ve tahmin edemeyacağim kadar kez yaşıyorum. Hissetmek doğanın bendeki yansıması istesem de karşı koyamıyorum. O kadar güçlü sayılmam zaten, tüm hissettiklerimi tekrar tekrar yaşamaya katlanabiliyor olsam da!   6 nisan 2009

29 Eylül 2011 Perşembe

Uzak yabancı

Uzaktan fark ediyorum. Gözlerim beni yanıltsın istiyorum bu kez, her zamankinden farklı olarak. Ellerimde engelleyemediğim bi gerginlik, çoktan yumruk olmuşlar, kendilerine hakim olmanın derdinde. Dizlerimdeki çözülme, kollarımı da fazladan savurmaya başladım. Vücudumdaki kuş çırpınışı sesime de geldi sonunda; tiz, titrek. Uzağa bakıyorum yaklaşırken, yanılma isteğim ise bir artar, bir azalır. Mesafe azaldıkça bakışlarımı azaltıp, cümlelerimi gereksizce uzatıyorum. Sesim daha gür çıksın, bana ait olduğu anlaşılsın en azından! Hep aynı enseyi gördüğümü sanıp, çok fazlasını görür oluyorum. Sırtı dönük, eğik omzu, önünde başı. hem korkak, güçsüz, hem utanır, kabullenmiş. Geçiyorum yanından eğik omzun. Gözlerimin bazen bakmadığı yeri de gördüğünü bilirim ya.., geniş açı yan yan izliyorum olan biteni. Bana dönük bakıyor, tepkisiz. Aşina olmadığı belli. Zaten önden daha kısa boylu, irice. Utanacak bi kusur yok bu yüzde, şaşkın sadece. Gidiyorum, geçip gidiyorum.. Her gün biraz daha kolay, kârıma dakikalar bile. Kolumdaki katılık eriyor, hızlıca. Rahatlıyorum. Her yanlış karşılaşmada ben daha unutmuşken yakalayamadıklarımı, o daha anlamış oluyor. Ben gençleşiyorum unuttuğum her an ile, onun ayakları yaşlı bir adam gibi; yürümediği yollardan tekrar tekrar geçip, eskiyor..

18 Eylül 2011 Pazar

Hani, var ya..

Hani canın sıkılır da karanlıkta oturmuş gizlice, sessizce ağlarsın ya bi köşede. İçten içe, beni merak eden düşünen biri olsa istersin, hem de istemezsin.. Sonra biri gelir açar ışığı, birden ortalıkta apaydınlık kalakalırsın. Şaşkınsındır, zayıflığın açıkça görünüyordur artık. İşte dünyada yaşadığım süre boyunca da aynı hissiyattayım, sanki biri ışığı açmış, şaşkınca bakıyorum, cevap veremeden, savunma yapamadan..

14 Eylül 2011 Çarşamba

İki' nin yüzlüsü

Sen gözlerinin içine bakarken, o ellerini arkasında sağa sola savurup pisliğinin kokusunu dağıtmaya çalışmışsa senin kabahatin yok. Kimse senden bilmeyecek onun günahını. Yürüdüğü yolda herkes onun o ağır kokusunu bir kez duyacak. İkiyüzlünün kokusu bin kat daha ağır olur diğerlerinden. Bir kez duyduğunda kimse unutmayacak. O kimseye özrü layık görmüyorsa, asla da pişman olmayı öğrenemeyecek. Vicdanı hep kirli olacak. Utanma! İnanmak suç değil ya da güvenmek birine. Seninki bi hata değil bedelini ödeyeceğin, düştüğün bir çukur sadece. Er veya geç kazanın içinde öleceği..